Göktürk Alfabesinin Gizli Gücü: Taşa Kazınan Şifreler
1889 yılında Rus arkeolog Nikolay Yadrintsev, Moğolistan'ın Orhun Vadisi'nde garip taşlar buldu. Üzerlerinde tuhaf işaretler vardı. Hiç kimsenin okuyamadığı bir yazı. Ama o taşlar, Türk tarihinin en büyük sırlarını saklıyordu.
On üç yıl sürdü çözülmesi. 1893'te Danimarka'lı dilbilimci Vilhelm Thomsen, gecenin bir yarısı eureka diye bağırdı. "Buldum! Bu Türkçe!"
İlk Karşılaşma
Yadrintsev o yaz günü dağların arasında geziniyordu. Rehberi "Burada garip taşlar var" demişti. "Yerel halk kutsal sayıyor."
Gerçekten de kutsaldı. Üç metre yüksekliğinde dev bir anıt. Kaplumbağa şeklinde kaide üzerinde yükselen bir dikilitaş. Her yüzü yazılarla kaplı.
Yadrintsev heyecanla fotoğraflar çekti. Kopyalar aldı. Bunları St. Petersburg'a götürdü. Bilim dünyası şaşırdı. Böyle bir yazı hiç görülmemişti.
Çince karakterlere benziyordu ama değildi. Hint-Avrupa alfabelerine benzemiyordu. Arap harflerine hiç benzemiyordu. Bambaşkaydı.
Taş üzerinde tarih yazıyordu: MS 732. Yani bin iki yüz yıl önce dikilmişti. Ama kim dikmişti? Neden? Ne yazıyordu?
Thomsen'in Zaferi
Vilhelm Thomsen bu bulmacaya takıldı. Günlerce, haftalarca çalıştı. Yazının mantığını çözmeye uğraştı.
İlk ipucu Çince kısımdı. Taşın bir yüzünde Çince yazı da vardı. Aynı metni anlatıyordu. "Kağan" kelimesi geçiyordu. "Türk" kelimesi vardı. "Göktürk" deniyordu.
Thomsen şöyle düşündü: Eğer Çince kısımda "kağan" yazıyorsa, Türkçe kısımda da aynı yerde aynı kelime olmalı. Oradan başladı.
Harfleri tek tek eşleştirdi. "K" harfi şu işaret olmalı. "A" harfi bu olmalı. "Ğ" sesi şöyle yazılıyor. Yavaş yavaş alfabe şekillendi.
Bir gece nihayet ilk cümleyi okudu: "Türk Bilge Kağan'ın sözleri." Gözleri doldu. Başarmıştı! Bin yıllık sessizlik bozulmuştu.
Alfabe Nasıldı?
Göktürk alfabesi çok zekice tasarlanmıştı. 38 harf vardı. Her harf bir sesi temsil ediyordu. Ünlü uyumu vardı. Türkçenin doğasına mükemmel uyuyordu.
Sağdan sola yazılıyordu. Ama harfler döndürülebiliyordu. Bazı taşlarda yukarıdan aşağıya. Bazılarında dairesel. Esnek bir sistemdi.
En ilginç özelliği şuydu: Sesli harfler değişiyordu. Kalın ünlülerle ince ünlüler farklı yazılıyordu. Mesela "a" harfinin iki şekli vardı. Biri "at" için, biri "et" için.
Bu modern Türkçe'de bile var. "Kalın a" "ince e" ayrımı. Göktürkler bunu bin üç yüz yıl önce keşfetmiş, alfabelerine koymuşlardı.
Harflerin şekilleri de anlamlıydı. Bazıları ok gibiydi. Bazıları at gibi stilize edilmişti. Bazıları gökyüzü sembolleri taşıyordu. Sadece yazı değil, sanat da.
Bilge Kağan'ın Sözleri
İlk okunan taş Bilge Kağan anıtıydı. Üzerinde Göktürk İmparatorluğu'nun tarihi yazıyordu. Kağanın kendi ağzından.
"Ben Bilge Kağan, otuz dokuz yaşımda tahta geçtim" diye başlıyordu. Sonra babasını, kardeşini anlatıyordu. Savaşları, zaferleri, yenilgileri...
Ama en etkileyici kısım öğütlerdi. Gelecek nesillere mesajlar:
"Türk halkı, senin kağanın olduğu sürece güçlüsün. Birlik olmazsan düşman seni yer."
"Çinlilerin tatlı sözlerine kanma. Onlar bizi zayıflatmak ister."
"Atalarının yolundan ayrılma. Gelenek seni ayakta tutar."
Sanki bin üç yüz yıl sonrasına konuşuyordu. Bugüne mesaj gönderiyordu. Taş öyle bir güçle yazılmıştı ki, asırlar ötesine ulaşmıştı.
Kül Tigin Anıtı
İkinci büyük taş Kül Tigin'indi. Bilge Kağan'ın kardeşi. Genç yaşta ölen kahraman prens.
Bu anıtta daha duygusal bir dil vardı. Ağabeyin kardeşine ağıtı:
"Kardeşim Kül Tigin, seni dokuz yaşında savaşa götürdüm. On altı yaşında düşman ordusu kırırdın. Yirmi yaşında komutan oldun. Otuz dokuz yaşında öldün."
Ölüm sahnesi çarpıcıydı. Kül Tigin hastalanmış. Kağan en iyi şifacıları getirmiş. Çin'den bile doktor çağırmış. Ama kurtaramamışlar.
"Gökyüzü aldı canını. Zaman dolmuştu." diye yazıyordu taşta. Kabulleniş vardı. Ama acı da vardı. Taş kağanın gözyaşlarını taşıyordu sanki.
Tonyukuk Yazıtı
Üçüncü önemli taş Tonyukuk'unkiydi. Göktürk İmparatorluğu'nun bilge veziri. Stratejist. Danışman.
Bu taşta savaş hikayeleri vardı. Taktikler, planlar, zaferler. Ama aynı zamanda bir siyaset dersi:
"Kağan güçlü olmalı ama adil de olmalı. Halk seni korkarsa ama sevmezse krallık sürmez."
"Düşmanını iyi tanı. Onun zayıflığını bul. Ama asla küçümseme."
"Barış zamanında savaşa hazırlan. Savaş zamanında barışı unutma."
Tonyukuk doksan yaşını geçmişti. Ömrünün sonunda bu taşı diktirmişti. Son dersleri veriyordu. Gelecek kağanlara, gelecek nesillere...
Alfabenin Yayılması
Göktürk alfabesi sadece Moğolistan'da değildi. Sibirya'dan Orta Asya'ya, Altay Dağları'ndan Mançurya'ya kadar yayılmıştı.
Yenisey vadisinde yüzlerce küçük yazıt bulundu. Mezar taşları, anıtlar, kaya yazıları. Her biri bir hikaye anlatıyordu.
Bir taşta şöyle yazıyordu: "Ben sekiz düşman öldürdüm. Yedi kadeh içtim. Şimdi toprağım."
Başka birinde: "Bu yolu geçerken beni hatırla. Ben de bir gün senin gibidim."
Bir mezar taşında: "Eşim için ağlıyorum. On sekiz yıl birlikteydik. Şimdi yalnızım."
Sıradan insanların da sesi vardı. Sadece kağanlar değil, askerler, çiftçiler, kadınlar... Hepsi taşa yazıyordu duygularını.
Gizli Anlamlar
Bazı yazıtlarda şifreli mesajlar olduğu düşünülüyor. Harflerin yerleşimi, taşın yönü, sembollerin kombinasyonu... Belki gizli bilgiler aktarılıyordu.
Mesela bazı taşlarda belirli harfler kalın yazılmış. İlk harfler birleştirildiğinde yeni kelimeler çıkıyor. Şifre mi, tesadüf mü?
Bazı yazıtlar sadece şamanların anlayabileceği dillerle yazılmış. Ritüel metinleri. Büyü formülleri. Ruh çağırma duaları.
Bir taşta gökyüzü haritası var. Yıldızlar, burçlar işaretlenmiş. Astronomi bilgisi mi, astroloji mi? Yoksa başka bir şey mi?
Modern araştırmacılar hala bu yazıtları inceliyor. Her yıl yeni yorumlar çıkıyor. Belki de bin üç yüz yıl sonra bile tüm sırları çözülemeyecek.
Türk Kimliğinin Temeli
Göktürk yazıtları sadece tarih değil. Türk kimliğinin temel taşları. İlk kez "Türk" kelimesi yazıyla kullanılıyor orada.
"Türk" bir kavim adı değildi artık. Bir millet adıydı. Bir kimlikti. Bir gurur kaynağıydı.
Bilge Kağan şöyle yazıyor: "Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine atalarım Bumin Kağan ve İstemi Kağan tahta oturmuş."
Yaratılış mitolojisi. Köken hikayesi. Gökyüzüyle bağ. Gökten gelen millet anlayışı. Tengrizm inancı.
Bu yazılar olmasa Göktürk tarihi sadece Çin kaynaklarından bilinecekti. Düşman gözüyle. Ama kendi seslerini duyduk. Kendi bakış açılarını öğrendik.
Alfabe Neden Kayboldu?
Göktürk İmparatorluğu 744'te yıkıldı. Uygurlar geldi. Onlar Soğd alfabesini kullandı. Göktürk alfabesi unutuldu.
Türkler İslam'ı kabul edince Arap alfabesine geçti. Göktürk harfleri tarihe karıştı. Bin yıl kimse okuyamadı.
Ama taşlar duruyordu. Sessizce. Bekleyerek. Birileri okuyacaktı bir gün. Birileri anlayacaktı.
1893'te Thomsen okudu. Türk dünyası ayağa kalktı. "Bizim bir alfabemiz vardı!" diye. "Bin üç yüz yıl önce yazıyorduk!"
Şimdi o yazılar okullarda öğretiliyor. Müzelerde sergileniyor. Araştırmalar yapılıyor. Unutulan hatırlanıyor.
Modern Günde İzleri
Bugün Göktürk alfabesi yeniden canlanıyor. Bazı sanatçılar kullanıyor. Dövmeler yapılıyor. Süsleme olarak kullanılıyor.
Moğolistan'da turistler taşları görmeye gidiyor. Orhun Vadisi'ne akın ediyorlar. Eski yazıları okumaya çalışıyorlar.
Türkiye'de Göktürk harfleriyle sokak tabelaları var. Parklar, anıtlar, müzeler. Geçmiş canlandırılıyor. Kimlik korunuyor.
Bazı yazılımcılar Göktürk karakterlerini Unicode'a ekledi. Artık klavyede yazılabiliyor. İnternette kullanılabiliyor. Antik alfabe dijital çağda yaşıyor.
Belki bin yıl sonra insanlar bizim yazdıklarımızı okuyacak. Bizim taşlarımızı bulacak. Belki o zaman anlayacaklar: Yazı ölümsüzlüktür.
Yeni Keşifler
Hala yeni yazıtlar bulunuyor. Geçen yıl Kazakistan'da bir kaya yazısı keşfedildi. Bin iki yüz yıllık. Daha önce görülmemiş bir metin.
Sibirya'da çobanlar bazen eski taşlara rastlıyor. Arkeologları çağırıyorlar. Her bulgu tarihe yeni bir sayfa ekliyor.
Çin sınırında yasaklı bölgeler var. Askeri alanlar. Oralar açılsa kim bilir neler bulunur? Belki yüzlerce yazıt daha vardır.
Teknoloji geliştikçe eski bulguları yeniden inceliyoruz. 3D tarama yapılıyor. Aşınmış harfler okunuyor. Görünmeyen detaylar ortaya çıkıyor.
Göktürk alfabesinin sırları bitmek bilmiyor. Her cevap yeni sorular doğuruyor. Tarih böyle işliyor zaten.
Sonuç
O dev taşlar Moğolistan'da duruyordu bin üç yüz yıl. Sessizce. Ama unutulmadılar. Unutulmayacaklar da.
Bilge Kağan şöyle bitirmiş sözlerini: "Bu taşı dikiyorum. Kim okursa ataları ve vatanı hatırlasın."
Hatırlıyoruz. Okuyoruz. Anlıyoruz.
Ve belki de en büyük ders şu: Yazı gücü. Taşa kazınan harfler asırları aşıyor. Kağıt yanar, dergi çürür, dijital veriler kaybolur.
Ama taş kalır. Yazı kalır. Hatıra kalır.
Göktürk alfabesi sadece bir yazı sistemi değil. Bir medeniyet göstergesi. Türk milletinin bin üç yüz yıl önce güçlü, düzenli, kültürlü olduğunun kanıtı.
Ve o taşlar hala orada. Bekliyor. Gelecek nesillere mesaj veriyor: "Biz buradaydık. Biz yazdık. Biz var olduk."
göktürk alfabesi, orhun yazıtları, eski türk yazısı, bilge kağan, kül tigin, tonyukuk, göktürk imparatorluğu, türk runik alfabesi, moğolistan anıtları, eski türkçe, türk tarihi, orta asya, türk kimliği, antik yazıtlar, arkeolojik keşifler
