Read this article in English →

Kıbrıs’ta Askerî Varlığın Uzun Tarihi: Osmanlı Garnizonlarından Garanti Sistemine ve UN Barış Gücüne

Kıbrıs’taki Türk ve yabancı askerî varlığın kökenlerini, Osmanlı fethinden 1960 Garanti Antlaşması’na ve UNFICYP’e uzanan çizgide inceliyoruz.

Kıbrıs’taki Türk askerî varlığına dair güncel tartışma, adanın yüzyıllardır süren askerîleştirilmesinin son halkası. Bu yazı, Osmanlı garnizonlarından 1960 Garanti Antlaşması’na ve UN barış gücüne uzanan tarihsel çerçeveyi inceliyor.

Bugünkü tartışma: Neden Kıbrıs’taki askerî varlık yeniden gündemde?

Son günlerde yapılan bir açıklamada KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs’taki Türk askerî varlığının “hayati bir önem taşıdığını” vurguladı; aynı günlerde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nda devir teslim töreni gerçekleştirildi.([aa.com.tr](https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kktc-disisleri-bakani-ertugruloglu-kibristaki-turk-askeri-varligi-hayati-bir-onem-tasiyor/4034632/4034632?utm_source=openai)) Bu tür beyanlar, adada asker bulundurmanın anlamı ve geleceği üzerine tartışmaları yeniden alevlendiriyor.

Bugünkü tartışmalar üzerinde durmak kaçınılmaz olarak güncel siyasete uzanıyor; ancak bu yazı, taraf tutmak yerine daha geri çekilip şu soruya bakmayı amaçlıyor: Kıbrıs niçin yüzyıllardır hemen her büyük güç için askerî bir ada oldu? Bugünkü Türk, Yunan, İngiliz ve Birleşmiş Milletler varlığı hangi uzun tarihsel çizginin son safhası?

Stratejik bir ada: Coğrafya neden asker çekiyor?

Kıbrıs, Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya’dan sonra üçüncü büyük adası. Türkiye kıyılarından yaklaşık 70 km açıkta, Levant ve Mısır yollarına hakim konumda duruyor.([islamansiklopedisi.org.tr](https://islamansiklopedisi.org.tr/kibris?utm_source=openai)) Ada, jeolojik açıdan Toros dağ sisteminin uzantısı sayılıyor; bu da onu Anadolu’ya fiziksel olduğu kadar tarihsel olarak da bağlamış durumda.

Bu coğrafya, Kıbrıs’ı hem Anadolu’yu hem de Doğu Akdeniz deniz yollarını kontrol etmek isteyen güçler için cazip kıldı. Bakır madenleri, tahıl üretimi ve limanları ekonomik değer sağlarken; aynı limanlar Mısır, Suriye ve Anadolu kıyılarına yönelik seferler için doğal bir üs işlevi gördü. Roma’dan Bizans’a, Lusignan şövalyelerinden Venedik’e kadar pek çok güç bu yüzden adada kalıcı garnizonlar kurdu.

Osmanlı fethinden garnizon adasına (1570–1878)

Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs’a ilgisi de bu stratejik çerçeveden doğdu. 1570’te başlayan Osmanlı–Venedik savaşı sırasında Lefkoşa’nın fethi 8 Rebîülâhir 978 (9 Eylül 1570), Magosa’nın teslimi ise 1 Ağustos 1571’de gerçekleşti ve ada Osmanlı egemenliğine geçti.([en.wikipedia.org](https://en.wikipedia.org/wiki/Ottoman%E2%80%93Venetian_War_%281570%E2%80%931573%29?utm_source=openai))

Fetih sonrasında Osmanlı idaresi, adayı hem doğrudan Osmanlı topraklarını savunmak hem de Doğu Akdeniz ticaret yollarını denetlemek için bir garnizon ağıyla donattı. Kale ve limanlarda yeniçeri ve sipahi birlikleri konuşlandırıldı; erken dönem tahrir ve maliye kayıtları, 1570’ler ve 1580’lerde stratejik kalelere tahsis edilen asker ve maaşların önemli bir kalem tuttuğunu gösteriyor.([jstor.org](https://www.jstor.org/stable/j.ctt9qfp86?utm_source=openai))

Adanın askerîleştirilmesi yalnızca merkezî garnizonlarla sınırlı değildi. Levant korsanlığı, Kıbrıs kıyılarını Akdeniz’in en hareketli ve çatışmalı bölümlerinden biri hâline getirdi. Venedik ve diğer Batılı güçler, zamanla Osmanlı Kıbrıs’ını korsanlara göz yumakla suçlarken; Osmanlı kaynakları adayı imparatorluğun güvenlik kuşağının ayrılmaz parçası olarak tanımlıyordu.

İngiliz idaresi ve imparatorluk üssü (1878–1960)

19. yüzyılda Kıbrıs’ın askerî önemi bu kez Britanya İmparatorluğu’nun gözünde arttı. 1878 tarihli Kıbrıs Konvansiyonu ile ada, resmen Osmanlı toprağı olarak kalmakla birlikte fiilen İngiliz idaresine bırakıldı; 1914’te Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesiyle Londra adayı tek taraflı olarak ilhak etti ve 1925’te kraliyet kolonisi ilan etti.([islamansiklopedisi.org.tr](https://islamansiklopedisi.org.tr/kibris))

Britanya için Kıbrıs, Süveyş Kanalı, Ortadoğu petrol sahaları ve Hindistan rotası üzerinde bir ileri karakol işlevi görüyordu. Limanlara ek olarak havaalanları ve sinyal istasyonları adayı, Doğu Akdeniz’deki İngiliz donanmasının ve hava gücünün önemli bir üssüne dönüştürdü. II. Dünya Savaşı boyunca Kıbrıs, Eksen güçlerine karşı yürütülen hava ve istihbarat operasyonlarında kritik rol oynadı.

Bu dönemde adadaki askerî varlık, yerel toplumla giderek daha gerilimli bir ilişki içine girdi. Enosis (Yunanistan’la birleşme) talebiyle örgütlenen EOKA hareketi, 1950’lerin ortasından itibaren İngiliz askerî hedeflerine yönelik saldırılar düzenledi; buna karşılık ada daha da askerîleştirildi.

1960 Cumhuriyeti, Garanti sistemi ve üçlü askerî varlık

1959 Zürih ve Londra antlaşmaları, Kıbrıs’ta iki toplumlu, bağımsız bir cumhuriyet kurulmasının yolunu açtı. 16 Ağustos 1960’ta yürürlüğe giren düzenin temel sütunlarından biri, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık arasında imzalanan Garanti Antlaşması’ydı.([en.wikipedia.org](https://en.wikipedia.org/wiki/Treaty_of_Guarantee_%281960%29?utm_source=openai))

Garanti sistemi kısaca, yeni devletin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini bozacak girişimlere (örneğin adanın Yunanistan’la birleşmesi veya bölünmesi gibi) karşı üç garantör devletin müşterek sorumluluğunu öngörüyordu. Buna paralel olarak imzalanan İttifak Antlaşması, Kıbrıs’ta sınırlı sayıda Yunan ve Türk askerî birliğinin konuşlanmasını öngördü: yaklaşık 950 kişilik Yunan (ELDYK) ve 650 kişilik Türk (TÜRDK) birlikleri.

Ayrıca Birleşik Krallık, adada iki “egemen üs bölgesi” (Sovereign Base Areas) tutma hakkını korudu; bu bölgeler fiilen İngiliz askerî toprakları olarak kaldı. Böylece 1960 sonrasında Kıbrıs’ta aynı anda Kıbrıs Cumhuriyeti silahlı kuvvetleri, iki küçük Yunan ve Türk birliği ve İngiliz üsleri bulunuyordu.

1964’ten itibaren Birleşmiş Milletler Barış Gücü ve Yeşil Hat

Bağımsız Cumhuriyet’in ilk yılları, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk topluluklar arasında artan gerilim ve şiddet olaylarıyla gölgelendi. 1963–64 krizinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı kararıyla Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü (UNFICYP) kurdu.([en.wikipedia.org](https://en.wikipedia.org/wiki/United_Nations_Peacekeeping_Force_in_Cyprus?utm_source=openai))

Başlangıçta üç ay süreyle görevlendirilen misyon, zaman içinde altı ayda bir yenilenen kararlarla günümüze kadar uzandı ve Birleşmiş Milletler’in en uzun soluklu barış operasyonlarından biri hâline geldi. UNFICYP’in görevi, şiddetin yeniden patlak vermesini önlemek, hukuk ve düzenin yeniden tesisine katkı sağlamak ve taraflar arasında normalleşme koşullarını desteklemek olarak tanımlandı.([digitallibrary.un.org](https://digitallibrary.un.org/record/118480/files/%5EST_%5EDPI_850--DPI_850-EN.pdf?utm_source=openai))

1964’ten bugüne misyonun en görünür izi, adayı boydan boya kateden ara bölge, yani halk arasındaki adıyla “Yeşil Hat”tır. Nicosia/Lefkoşa kent merkezinde bir sokak boyunca uzanan bir hattın zamanla tüm adaya yayılmasıyla ortaya çıkan bu buffer zone, iki tarafı fiilen ayıran ama aynı zamanda teknik temaslar ve müzakereler için ortak zemin sağlayan bir kuşak oluşturdu.

1974 müdahalesi, fiilî bölünme ve yoğun askerîleşme

1974 yazında Atina’daki cunta yanlılarının düzenlediği darbe, adanın Yunanistan’la birleşmesini amaçlıyor ve Garanti sistemiyle güvence altına alınmış anayasal düzeni fiilen ortadan kaldırıyordu. Bu gelişme, Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerine atıfla gerçekleştirdiği askerî müdahaleye zemin hazırladı; müdahale sonucu ada fiilen iki kesimli bir yapıya büründü.([en.wikipedia.org](https://en.wikipedia.org/wiki/Treaty_of_Guarantee_%281960%29?utm_source=openai))

1974 sonrasında kuzeyde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı birlikler ve Kıbrıs Türk güvenlik unsurları, güneyde ise Kıbrıs Cumhuriyeti’nin millî muhafız gücü ile Yunan birlikleri konuşlanmış durumda kaldı. Farklı kaynaklar, kuzeydeki Türk asker sayısını 20–35 bin arasında tahmin ediyor; Birleşik Krallık parlamentosunun 2009 tarihli bir raporu 21–24 bin civarında bir rakamdan söz ederken, başka haberlerde 35 binden fazla askerin varlığından bahsediliyor.([publications.parliament.uk](https://publications.parliament.uk/pa/cm200809/cmselect/cmfaff/196/19604.htm?utm_source=openai)) Bu yoğunluk, kuzeyi dünya üzerindeki en askerîleştirilmiş bölgelerden biri hâline getirdiği yönünde değerlendirmelere yol açıyor.

Kanıt ve yorum: UNFICYP’in 1964’te 186 sayılı kararla kurulduğu, Garanti Antlaşması’nın 16 Ağustos 1960’ta yürürlüğe girdiği ve adada bugün Türk, Yunan, İngiliz ve BM askerî varlığının bulunduğu hususları, resmî belge ve raporlarla doğrulanabilen olgulardır.([en.wikipedia.org](https://en.wikipedia.org/wiki/Treaty_of_Guarantee_%281960%29?utm_source=openai)) Buna karşılık, Garanti Antlaşması’nın tek taraflı askerî müdahaleye hukuken izin verip vermediği, fiilî asker sayılarının tam düzeyi ve bu varlığın barışa katkısı ya da zararı gibi konular, hukukçular ve tarihçiler arasında tartışmalıdır; bu yazı bu tartışmaları özetlemekte, ancak kesin bir siyasi hüküm vermemektedir.

Asker sayıları ve güvenlik algıları: Kimin için güvenlik, kimin için tehdit?

Adadaki askerî varlık üzerine tartışmalar, yalnızca nicelik (kaç asker olduğu) üzerinden değil, nitelik (kimin güvenliği için orada bulundukları) üzerinden de yürütülüyor. Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, 1963–64 ve 1974 deneyimlerine atıfla, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin varlığını bir caydırıcılık ve toplumsal güvence unsuru olarak görüyor.([aa.com.tr](https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kktc-disisleri-bakani-ertugruloglu-kibristaki-turk-askeri-varligi-hayati-bir-onem-tasiyor/4034632/4034632?utm_source=openai)) Birçok Kıbrıs Rum aktör ise yoğun Türk askerî varlığını işgalin ve statükonun sembolü olarak tanımlıyor; adanın tümü için geçerli bir demilitarizasyon hedefini savunuyor.

UNFICYP raporları ve Birleşik Krallık parlamentosu gibi üçüncü taraf gözlemciler, adadaki askerî yoğunluğun güvenlik risklerini artırabileceğine, küçük ihlallerin bile gerginliği hızla tırmandırma potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekiyor.([digitallibrary.un.org](https://digitallibrary.un.org/record/118480/files/%5EST_%5EDPI_850--DPI_850-EN.pdf?utm_source=openai)) Öte yandan, kalıcı bir çözüm sağlanmadığı sürece ani bir kriz anında güvenlik boşluğu doğabileceği kaygısı da, her iki toplumda ve özellikle garantör ülkelerde güçlü bir argüman olarak varlığını sürdürüyor.

Barış gücü, tampon bölge ve gündelik hayat

Altı on yılı aşkın süredir görev yapan UNFICYP, fiilen hem askerî hem sivil bir rol üstlenmiş durumda. Bir yandan devriyeler ve gözlem noktalarıyla ateşkes hattını izliyor, diğer yandan tampon bölgedeki tarım, kültürel miras restorasyonu ve geçiş kapıları gibi gündelik hayatı etkileyen pek çok alanda taraflarla koordinasyon yürütüyor.([publications.gov.cy](https://publications.gov.cy/en/publications/2024/06/19/60-years-unficyp-1964-2024/?utm_source=openai))

Nicosia/Lefkoşa’nın kalbinde, Ledra Caddesi üzerindeki geçiş noktası, bugün turistlerin fotoğraf çektirdiği, yerel halkın alışverişe gittiği, ama aynı zamanda BM askerlerinin nöbet tuttuğu bir mekân. Bu görüntü, Kıbrıs’ta askerî varlığın yalnızca cephe hatlarında değil, gündelik hayatın tam ortasında hissedildiğini gösteriyor.

Demilitarizasyon ve geleceğe dair senaryolar

Son yıllarda BM gözetiminde yürütülen çözüm müzakerelerinde, “adadan yabancı askerlerin çekilmesi” ve “kademeli demilitarizasyon” başlıkları sık sık gündeme geliyor. Kimi öneriler, müzakerelerin belirli bir aşamasında Türk ve Yunan kıta birliklerinin tamamen çekilmesini; kimileri ise Garanti sisteminin güncellenmesini ve daha sınırlı bir askerî varlığın sürmesini öngörüyor.

Tarihsel deneyim, Kıbrıs’ın uluslararası sistemde ne zaman “boşlukta” algılansa yeni bir gücün asker göndermeye meylettiğini gösteriyor: Osmanlı’dan Britanya’ya, oradan Soğuk Savaş’ın NATO ve Bağlantısızlar dengelerine kadar. Adanın geleceği tartışılırken, bu uzun sürekliliği görmezden gelmek mümkün değil; ancak tek başına tarih de bugünün siyasal kararlarını belirlemiyor.

Bugünkü askerî düzenlemeler, 1960’ların ve 1970’lerin güvenlik anlayışının ürünleri. Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir çözüm sağlanıp sağlanamayacağı, büyük ölçüde hem Ada’daki iki toplumun hem de garantör devletlerin, güvenliği sadece tank ve tüfek sayısıyla ölçmeyen yeni bir çerçeve üzerinde uzlaşıp uzlaşamayacağına bağlı görünüyor. Kıbrıs’ta askerî varlığın tarihi, bu arayışın nereden geldiğini anlamak için vazgeçilmez bir pusula sunuyor.

Sık sorulan sorular

Kıbrıs’ta bugün neden Türk, Yunan, İngiliz ve BM askerleri bulunuyor?

Bugünkü tablo, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile Birleşik Krallık’ın egemen üs bölgeleri, Yunan ve Türk kıta birlikleri ve 1964’te kurulan UNFICYP barış gücünün mirasına dayanıyor. 1974 müdahalesi ve sonrasındaki fiilî bölünme, adadaki askerî varlığı daha da yoğunlaştırdı; taraflar güvenliklerini bu düzenlemeler üzerinden tanımlamayı sürdürüyor.

1960 Garanti Antlaşması neyi güvence altına alıyordu?

Garanti Antlaşması, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve iki toplumlu anayasal düzenini güvence altına almayı amaçlıyordu. Ada’nın başka bir devlete bağlanması (enosis) veya bölünmesi (taksim) gibi girişimler yasaklanıyor; Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’a bu düzeni koruma yükümlülüğü veriliyordu. Antlaşmanın tek taraflı askerî müdahaleye izin verip vermediği ise günümüzde de tartışmalı bir hukuk konusu.

UNFICYP tam olarak ne yapıyor ve neden hâlâ adada?

UNFICYP, 1964’teki toplumsal şiddet dalgası sonrasında, çatışmaların yeniden başlamasını önlemek ve adada normal koşullara dönüşe katkıda bulunmak için kuruldu. Görevi zaman içinde ateşkes hattını ve tampon bölgeyi gözetlemek, ihlalleri raporlamak, taraflar arasında teknik bağlantı kurmak ve bazı insani, kültürel projelere destek vermek şeklinde genişledi. BM raporları, kalıcı bir siyasi çözüm bulunamadığı sürece misyonun varlığını ‘gerekli’ görmeye devam ediyor.

Kuzey Kıbrıs’taki Türk asker sayısı konusunda neden farklı rakamlar var?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’taki mevcudu resmen açıklanmıyor; bu nedenle farklı gözlemciler ve raporlar değişik tahminler yapıyor. Birleşik Krallık parlamentosu 2009 tarihli bir raporunda 21–24 bin asker tahminini dile getirirken, başka haberlerde 35 binden fazla askerden söz ediliyor. Tahminler, hangi birliklerin ve yardımcı unsurların dâhil edildiğine göre değişiyor.

Kıbrıs’ın stratejik konumu tarih boyunca neden bu kadar önemliydi?

Kıbrıs, Türkiye kıyılarına çok yakın, aynı zamanda Levant ve Mısır’a giden deniz yollarının tam ortasında yer alıyor. Bu konum, adayı hem Anadolu hem Suriye-Filistin hattına yönelik kara ve deniz harekâtları için doğal bir üs hâline getiriyor. Bakır madenleri, tarımsal üretim ve limanlar ekonomik değer sağlarken, ada özellikle Osmanlı, Britanya ve Soğuk Savaş dönemlerinde Akdeniz’de güç projeksiyonu için vazgeçilmez görüldü.

Kaynaklar ve ileri okuma

Kaynaklar

Seçili kaynaklar ve araştırma başlangıçları

  1. Anadolu Ajansı, KKTC Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu: Kıbrıs'taki Türk askeri varlığı hayati bir önem taşıyor, Kaynağı aç
  2. TDV İslâm Ansiklopedisi, KIBRIS, 2022, Kaynağı aç
  3. Government of Cyprus, 60 years UNFICYP 1964-2024, 2024-06-19, Kaynağı aç
  4. United Nations, UNFICYP since 1974 (ST/DPI/850), Kaynağı aç
  5. UK Parliament, Visit to Cyprus – Foreign Affairs Committee, 2009-02-06, Kaynağı aç
  6. Cypnet, Cyprus History: 1960 Cyprus Treaty of Guarantee, Kaynağı aç
  7. Wikipedia, United Nations Peacekeeping Force in Cyprus, Kaynağı aç
  8. Associated Press, Turkey warns Cyprus' Israeli air defense system could destabilize island, Kaynağı aç

Bu liste araştırma izidir. Belirli iddialar, adı verilen yayın, eser kaydı veya kurum belgesi üzerinden ayrıca kontrol edilmelidir.